Şehit Bir Muallimin Hüzünlü Hikayesi

13 Şubat 2019

Şehit Bir Muallimin Hüzünlü Hikayesi

Şehit Bir Muallimin Hüzünlü Hikayesi Değerli dostlarım, Çanakkale Savaşı dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Bu savaş, Birinci Dünya Savaşı’nda kahraman askerlerimizin, cihanı hayrete düşüren bir iman ve kahramanlık destanıdır. Bir başka ifadeyle; aziz milletimizin, azminin, metanet ve gücünün, açık bir göstergesidir.

Biraz daha açarsak, Çanakkale Savaşı; ırkları, renkleri ve dilleri değişik, çeşitli milletlerden oluşan, amaçları milletimizi yok etmek olan ve bu uğurda karadan, denizden ve de havadan saldıran Haçlı ordularıyla, şanlı Mehmetçiklerimizin vatanımızı korumak için verdikleri mücadelenin ismidir.

Evet, Çanakkale Savaşı; devleti, vatanı, bayrağı, milleti, dini ve mukaddesatı için canlarını Allah(CC) yolunda feda eden şehitlerin destanıdır. Mevla Teala, cümlesinin mekânlarını cennet eylesin. Böyle bir girizgâhtan sonra gelelim yazımızın ana konusuna.

Kıymetli okuyucularım, Çanakkale Zaferi’mizin 101. seneyi devriyesini 18 Mart Cuma günü idrak ettik. Bu vesileyle sizlere bir Çanakkale kahramanının anlamlı ve duygu yüklü hikâyesini sunmak istiyorum. Kahraman şehidimiz Ahmet Rıfkı, Çanakkale’de bu aziz memleket için hayatını veren 250.000 vatan evladından sadece biri.

İŞTE AHMET RIFKI’NIN ASİL HİKÂYESİ
Çanakkale’de kızılca kıyametin koptuğu günler. İstanbul’da, düşmanın Çanakkale’yi geçtiği söylentileri, her meslek erbabından kişilerin akın akın Çanakkale’ye gitmesine sebep oluyor. Herkes, vatan toprağını düşman çizmeleri altında çiğnetmemek için çaba sarf ediyor. Bunlardan biri de İstanbul’da Vefa Lisesinde Fransızca muallimi olarak görev yapan Ahmet Rıfkı Bey’dir.

1915 yılının Mayıs ayında Ahmet Rıfkı her günkü gibi mektepten içeri girer. Koridorlarda sessizlik hâkimdir. İlk dersi birinci sınıflaradır ve ayni suskunluk o sınıfta da vardır. Talebeler başlarını önlerine eğmişler öylece sıralarında oturuyorlardır.
Selam verir Ahmet Rıfkı, ama çocuklar selama karşılık vermezler. Ahmet Rıfkı şaşırmıştır ve talebelerine dönerek şöyle der:
“Çocuklar nedir bu hâl? Lütfen biriniz bana bunu izah etsin.”
Arka sıralarda oturanlardan biri ayağa kalkarak konuşur;
“Hocam, mektebimizde ve mahallemizde eli ayağı tutan abilerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler ama siz hâlâ buradasınız! Biz de gitmek istiyoruz yaşımız tutmuyor, söyler misiniz bize vatanımız elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar?”
Muallim Ahmet Rıfkı’nın konuşacak hâli yoktur. Çocuklar elbette haklıdırlar ve o an kararını verir. Kendisi de Çanakkale’ye gitmelidir. Vatan için, Hak ve hakikat için düşmanla çarpışmalıdır.
Yaşlı gözlerle sınıftan çıkar ve mektebin idaresine dilekçesini verir. Arkadaşlarıyla, talebeleriyle vedalaşır, evine gelir.

Şehit Bir Muallimin Hüzünlü Hikayesi Ahmet Rıfkı’nın hayattaki tek varlığı yaşlı annesi Ayşe Hanım’dır. Vefa semtindeki evlerinde beraberce oturmaktadırlar. Durumu annesine anlatır, ondan hakkını helal etmesini ister. Ardından mahallenin bakkalı, güngörmüş bir zat olan Selahattin Adil Efendi’ye uğrar ve şöyle der;
“Selahattin amca, düşman Çanakkale’de hançerini vatanın bağrına saplamış, Allah’ın izni ve inayetiyle onu çıkartmaya gidiyorum. Senden isteğim, anamı iaşesiz bırakma. Kısmetse dönerim ve borcumu öderim!..”
Ahmet Rıfkı, önce İstanbul’da kısa bir eğitim görür ve sonra Çanakkale- Düztepe’deki birliğine bölük komutanı olarak gider. Çeşitli cephe ve siper savaşlarına katılır. 19 Aralık 1915 günü İngilizlerin döşediği mayınlardan bir tanesi kendisine isabet eder ve bu göğsü iman dolu genç Türk subayı şehit olur.
Ahmet Rıfkı’nın şehitlik haberi kısa zamanda İstanbul’a ulaşır. Annesi haberi alır, çok üzülür. Ancak imanı bütün bir hanım olduğundan hadiseyi tevekkülle karşılar. Birkaç gün sonra aklına veresiye yiyecek aldığı bakkal gelir. Doğruca bakkala gider ve şöyle der;
“Selahattin Efendi, oğlum Ahmet Rıfkı Çanakkale’de şehit düştü. Şehitlik künyesi, eşyaları, ikramiyesi, bir heyetle bana ulaştırıldı. Yedi aydır senden veresiye alırız, ne kadar borçluysak verelim de oğlum borçlu yatmasın!..”
Bunun üzerine Selahattin Efendi cevap verir;
“Ayşe Hanım sen okuma yazma bilmezsin, okuma bilen bir yakınını getir de hesabı o çıkarsın!..”
Bunun üzerine Ayşe Hanım, komşusunun kızı Gülşah’la beraber dükkâna tekrar gider. Bakkal Selahattin Adil Efendi, Ahmet Rıfkı bölümünü açarak veresiye defterini Gülşah’ın önüne koyar. Genç kız, defteri incelerken birden gözleri dolar ve hıçkırıklarla ağlamaya başlar. Bu duruma şehit annesi Ayşe Hanım ve dükkândaki diğer müşteriler de şaşırırlar. Gülşah’ın yanına gelirler. Gözlerinden yaşlar süzülen Gülşah, onlara veresiye defterindeki kırmızı harflerle yazılmış satırları gösterir.

ŞÖYLE YAZIYORDUR DEFTERDE
Hesap, Ahmet Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir. Vesselam!..
O ana kadar hiç konuşmayan bakkal Selahattin Efendi, dükkânında bulunan insanlara döner ve gözleri yaşlı bir biçimde şu sözleri söyler: “Ahmet Rıfkı, bu vatan uğruna canını feda etti. Buna mukabil biz birkaç parça mal vermekten çekinecek miyiz? Katbekat helal olsun! Hiç olmazsa Allah katında bizlere şefaatçi olur.” Selahattin Adil Efendi, Ahilik terbiyesi almış bir esnaftı ve iyi bir mümindi.
Şehit Ahmet Rıfkı’nın annesi Ayşe Hanım, Selahattin Efendi’ye teşekkür ve dua ederek dükkândan ayrılır.
İşte böyle kıymetli dostlar; bu yazı aziz vatanımızı düşman çizmelerine çiğnetmemek için fedayı can eden kahramanlarımızdan sadece birinin hikâyesi. Bunun gibi onlarca, belki de yüzlerce hikâye var.

EY BU VATANIN GERÇEK KAHRAMANLARI
Yarbay Hasanlar… Fransızca öğretmeni Ahmet Rıfkılar... Seyit Onbaşılar... Ayaşlı Ecirler... Pehlivan Ahmet oğlu İsmail Çavuşlar... Mülazım-ı Evvel Arifler... Mekteb-i Sultani talebesi Celal İbrahimler... Yunus oğlu Nistrovalı Kadir Çavuşlar... Hukuk öğrencisi Hasan Ethemler... Ahmetler... Mehmetler... Hasanlar... Hüseyinler!.. Bu kahramanlara istiklal şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un mısralarıyla seslenelim:

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber
Sana aguşunu açmış duruyor peygamber


Mevla Teala (CC) hepsine rahmet eylesin!
Ruhlarına Fatiha…

Şehit Bir Muallimin Hüzünlü Hikayesi

13 Şubat 2019

POPÜLER YAZILAR