TÜRKİYE

4.1.2019

İstanbul'un Kalbi Fatih

İstanbul'un Kalbi Fatih

Yüzyıllardır coğrafi, siyasi, sosyal ve kültürel açıdan bir cazibe merkezi olan İstanbul’un en önemli kentsel mekânı Fatih, diğer adıyla öz İstanbul, her adımda karşımıza çıkan tarihî yapıları ve kültürel zenginliğiyle dev bir açık hava müzesi.
“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”
Yahya Kemal Beyatlı
İstanbul’un dünya ölçeğinde öne çıkmasını sağlayan ve şehrin kimliğinin oluşmasında önemli rol oynayan Fatih; Roma, Bizans ve son olarak Osmanlı Devleti’ne başkentlik etmesiyle dünyanın en uzun süre başkent statüsü taşımış olan merkezi. Çağları etkileyen Tarihi Yarımada’nın tamamını kaplayan Fatih, adını 1453 yılında İstanbul’u, daha doğrusu bugünkü Fatih ilçesi sınırlarını fetheden Fatih Sultan Mehmed’den alıyor. Fetihten sonra II. Mehmed’in emri üzerine inşasına başlanan Fatih Camii ve çevresinde gelişmeye başlamış olan Osmanlı yerleşimi, ilçenin bugün dahi klasik Osmanlı-Türk şehri olma özelliğini devam ettiriyor.

Günümüze kadar ulaşabilmiş olan ahşap evleri, camileri, medreseleri, çarşıları, hamamları ve çeşmeleriyle Fatih, klasik Osmanlı-Türk yaşam tarzı ve mimarisinin yanı sıra Roma ve Bizans gibi çok önemli medeniyetlerin değerli eserlerini de içinde barındırıyor. 
YEDİ TEPE, BİR FATİH 
“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.” Yahya Kemal Beyatlı İstanbul’un şiirlere konu olan yedi tepesi, surların kuşattığı ve eski İstanbul adıyla da bilinen Fatih ilçesinde yer alıyor. Üzerinde Topkapı Sarayı, Ayasofya Müzesi ve Sultanahmet Camii’nin bulunduğu Sarayburnu Tepesi; Nuruosmaniye Camii ve Kapalıçarşı’nın bulunduğu Çemberlitaş Tepesi; Süleymaniye Külliyesinin ve Camii’nin, Beyazıt Camii’nin, İstanbul Üniversitesi’nin ve tarihî yangın kulesinin yer aldığı Beyazıt Tepesi, Fatih Camii’nin bulunduğu Fatih Tepesi; Yavuz Sultan Selim Camii’nin bulunduğu Yavuz Selim Tepesi, Mihrimah Sultan Camii ile anılan Edirnekapı Tepesi ve Haseki Sultan Camii’nin bulunduğu Kocamustafapaşa Tepesi’nden oluşan Fatih, coğrafi zenginliği yüzyıllardır sanatla işlenmiş bir ilçe olarak karşımıza çıkıyor. Tarihî dokusu, mimari zenginliği ve kültürel çeşitliliğiyle ilgi odağı olan Fatih ilçesi, İtalya’nın Roma şehri ile beraber dünyada yedi tepesi bulunan ve başkentliğe hakkı olan iki yerleşim yerinden biri olma özelliğiyle de oldukça dikkate değer.

BÜTÜN İHTİŞAMIYLA TOPKAPI SARAYI
İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmed’den itibaren yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi olan Topkapı Sarayı, Tarihi Yarımada’nın Sarayburnu tepesinde bulunuyor. Cumhuriyetin ilanından sonra müzeye çevrilmiş olan Topkapı Sarayı, mimari yapıları, koleksiyonları ve sayısız arşiv belgeleriyle dünyanın en büyük saray-müzelerinden biri olarak hizmet görüyor. Köşkler, daireler, setler ve bahçelerden oluşan Topkapı Sarayı; Haliç, Marmara ve Boğaz’ın birleştiği alanı kapsayan olağanüstü manzarasıyla dünyanın her yerinden gelen ziyaretçilerini büyülüyor. Osmanlı padişahları ve hanedanının evi olan Topkapı Sarayı’nın has bahçesi, Gülhane Parkı ise ziyaretçilerine yılın her mevsimi dinlenme ve şehir temposundan uzaklaşma imkânı sağlıyor.

EVRENSEL BİR ŞAHESER: AYASOFYA
Sağlam yapısı ve görkemiyle 6. yüzyıldan beri varlığını sürdüren Ayasofya; havada asılı gibi duran kubbesi, oyma mermer sütunları ve eşsiz mozaikleriyle mimarlık tarihinin başyapıtı olarak dünyanın en çok ziyaret edilen eserlerinden biri. Bugün müze olarak hizmet veren Ayasofya, Roma döneminde İstanbul’da inşa edilmiş en büyük kilise olmasının yanında, fetihten sonra eklenen İslami motifleriyle iki büyük medeniyetin ve kutsal dinin tarihine ev sahipliği yapıyor. 916 yıl kilise vazifesi gördükten sonra İstanbul’un fethiyle birlikte 481 yıl boyunca ise cami olarak kullanılan Ayasofya Müzesi de, İstanbul’un medeniyetler tarihini en iyi yansıtan eseri olarak Fatih’te bulunuyor. Ayasofya’dan sonra Roma döneminden kalan en büyük kilise olan Aya İrini ise günümüzde klasik müzik etkinlikleri başta olmak üzere çeşitli sanatsal faaliyetlerin düzenlendiği tarihi bir yapıt olarak Ayasofya’nın hemen yanında yerini alıyor. Kapalıçarşı, içerisinde konuşulan birçok farklı dili, dünyanın her yerinden gelen ziyaretçileri, rengârenk dükkânları ve ürünleriyle Osmanlı ticaretini ve lonca geleneğini yaşatıyor.

İSTANBUL SİLÜETİNE ZARAFET KATAN SULTANAHMET
Sultan I. Ahmed’in isteği üzerine Sedefkâr Mehmed Ağa’nın mimarlığını konuşturduğu bir başyapıt niteliğinde olan Sultanahmet Camii, klasik Osmanlı mimarisinin son büyük yapısı olma özelliğine sahip. Türkiye’de yalnızca üç tane bulunan altı minareli camilerden ilki olan yapıt, Mimar Sinan ekolüyle inşa edilmiş olup Bizans ibadethanelerinin karakteristik özelliklerini de yansıtması açısından klasik mimariden ayrılıyor. Mimarisiyle olduğu kadar çini işçiliğiyle de klasik Türk sanatları bakımından oldukça önemli bir yere sahip olan ve “İstanbul’un ana camisi” olarak adlandırılan Sultanahmet Camii, çinileri ağırlıkla mavi renk olduğundan dolayı Avrupalılarca Mavi Camii adıyla da biliniyor.

ZAMANI DURDURAN ÇARŞI VE PAZARLAR 
Bazı mekânlar, dışarıdaki hayatın ve hatta çağların değişmesine rağmen, içerisine attığınız ilk adımla beraber sizi zamanın dışına çıkarabiliyor. Bu mekânlardan biri ise 15. yüzyılda yapılmaya başlanmış olan, 66 sokağı ve 4000 dükkânıyla Kapalıçarşı. Fatih Beyazıt’ta bulunan Kapalıçarşı, sadece İstanbul’un değil, dünyanın da en büyük üstü kapalı çarşısı olması ile farklı ülkelerden gelen ziyaretçilerin akınına uğruyor. Dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olan Kapalıçarşı’nın her sokağı farklı meslek dallarına ait olacak şekilde tasarlanmış olup bugün dahi bu özelliğini birçok sokağında sürdürüyor. Kapalıçarşı, içerisinde konuşulan birçok farklı dili, dünyanın her yerinden gelen ziyaretçileri, rengârenk dükkânları ve ürünleriyle Osmanlı ticaretini ve lonca geleneğini yaşatıyor. Kapalıçarşı’nın hemen yanında yer alan Sahaflar Çarşısı ise İstanbul’da bugüne kadar yaşayabilmiş en eski kitapçı çarşısı olarak zamana meydan okuyor. Osmanlı’dan kalma çarşı kültürünü hala devam ettiren mekânlardan biri ise Mısır Çarşısı. Devrinde Mısır’dan gelen baharat ve ürünlerin satılması sebebiyle 18. Yüzyıldan itibaren Mısır Çarşısı adıyla anılan bu çarşıda, günümüzde baharat, kurutulmuş yemişler ve şifalı bitkiler satılan dükkânların yanı sıra kuyumcular ve hediyelik eşya dükkânları da bulunuyor. Çoğunlukla yöresel tatlar arayanların uğrak mekânlarından olan Kadınlar Pazarı’nda ise farklı yörelere ait peynirler, hurmalar, pestiller ve her çeşit baharat bulunuyor. Bu çarşı ve pazar alanlarının dışında, Laleli’den Sirkeci’ye giden nostaljik sokakların her birini, çeşitli etnik ve hediyelik eşyaların satıldığı dükkânlar süslüyor.

GALATA’DA BİR GELENEK: BALIK EKMEK 
Kültür turizmi alanında İstanbul’un, hatta Türkiye’nin en önemli yerlerinden biri olan Fatih ilçesine 2009 yılında bağlanan Eminönü, İstanbul deyince ilk akla gelen mekânlarından biri olarak hafızalarda yer alıyor. Haliç üzerinde Eminönü ve Karaköy’ü birbirine bağlayan Galata Köprüsü’nün altında sıralanmış balık restoranları ise Eminönü’nün vazgeçilmez parçası. Neşesiyle, kalabalığıyla, geleneğiyle ve deniziyle İstanbul’u gerçek anlamda görmek isteyen herkesin yolu, mutlaka Eminönü’nden geçiyor. Bir yanda seferlerine aralıksız devam eden vapurlar Haliç’in sularında gezinirken, bir yanda da Galata köprüsünde yerini almış balıkçılar ve hemen altında sıra sıra dizilmiş balık restoranlarıyla Eminönü, geleneğini yılların değişikliğine uğramadan devam ettiriyor.

ESKİMEYEN ESKİ İSTANBUL: ZEYREK 
Sürekli devinim ve değişim içinde olan İstanbul’un merkezinde Fatih’e bağlı Zeyrek semti, Arnavut kaldırımlı dar sokakları, dik yokuşları, cumbalı ahşap evleri, kiliseleri, hamamları ve camileri ile tarihe ışık tutuyor. Bizans döneminde inşa edilen Pantokrator Kilisesi çevresinde oluşmuş ve İstanbul’un fethinden sonra kilisenin Molla Zeyrek Camii’ne çevrilmesi üzerine seçkin bir Müslüman semtine dönüşmüş olan Zeyrek, günümüze kadar koruduğu dokusuyla eski İstanbul’u yaşatıyor. UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine eklenip korumaya alınmış olan Zeyrek Sıralı Evleri, İstanbul’un klasik yüzünü göstermek için ziyaretçilerini bekliyor.

HALİÇ’İN İNCİSİ BALAT 
İstanbul’un Fatih ilçesine bağlı bir semti olan Balat; cumbalı evleri, tarih kokan dokusu ve Haliç manzarasıyla yerli ve yabancı turistlerden büyük ilgi görüyor. Balat adı, Yunancada “saray” anlamına gelen “palation” kelimesinden geliyor. Balat’ın İstanbul tarihindeki özel önemi ise Sultan II. Bayezid döneminde İspanya’dan ayrılan Yahudilerin buraya yerleştirilmesi ve yakın zamana kadar buranın bir Yahudi mahallesi olarak korunmuş olması. Balat’ta bir arada bulunan sinagog, cami ve kiliselerin her biri eşsiz birer sanat eseri. İstanbul’daki en eski ve en büyük sinagog olan Ahrida Sinagogu da burada bulunuyor. Bunun yanında Mimar Sinan tarafından yapılmış Kethüda Camii, Bulgaristan’dan göç etmiş olan Yahudiler tarafından yapılan Yanbol Sinagogu, Surp Hreşdagabed Ermeni kilisesi ve Haliç surlarından geriye kalan sayılı kapılardan biri olan Cibali Kapı da Balat’ta bulunan diğer tarihî yapılar arasında yer alıyor. Adıyla, mimarisiyle, farklı dinlere ait ibadethaneleriyle ve tarihiyle Balat, İstanbul’un yüzyıllardır süregelmiş kozmopolit yapısını gözler önüne seriyor.

Neşesiyle, kalabalığıyla, geleneğiyle ve deniziyle İstanbul’u gerçek anlamda görmek isteyen herkesin yolu, mutlaka Eminönü’nden geçiyor.

TÜRKİYE

4.1.2019

POPÜLER YAZILAR